YAPmak ve OLmak...!
YAPmak ve OLmak...! Biliyoruz, YAPmıyoruz.Söylüyoruz ama kendimiz OLmuyoruz. Yapmak lâzım, etmek lâzım Azizim ! diyoruz da, bizzat kendimiz, İslâmı yaşamıyoruz. OLmayınca da, olmuyor. Çok bildim,...


YAPmak ve OLmak...!
Biliyoruz, YAPmıyoruz.
Söylüyoruz ama kendimiz OLmuyoruz.
Yapmak lâzım, etmek lâzım Azizim ! diyoruz da, bizzat kendimiz, İslâmı yaşamıyoruz. OLmayınca da, olmuyor.
Çok bildim, olmadı.
Dedim de, yapmadı.
"Ben, çok iyi ve tertemizim ama herkes suçlu, kötü, tembel,......vs.vb."
Ahh bu Ego, Ahh bu terbiyesiz Nefsimiz.
Şu İslâm Dinini, öncelikle kendimiz için öğrenip, bizzat kendimiz yaşasak. Yapsak, OLsak, biz yâni bizzat kendimiz !
Gerisi çözülecek de.
Biz, herkesin İslâmı öğrenme ve yaşama ihtimâlini, seviyoruz. Bize pek ilişilmesin de ! Kendi nefsimize dokunan bir yer oldu mu, Waavvv....!
"Bana mı dedin ? Ne dedin ? Niye dedin ? Bir beni mi buldun ? Sen kimsin ? Sana ne ?....vb." tepkiler !
İslam öğrenilsin ve herkes dine uygun yaşasın ama bana ilişmeyin ! Benim mevcut hâlimi, "tam ve mükemmel" sayıverin.
---Olmamış ama !
---Sana ne yâhu ?
Bilgisel olarak, yâni Epistemolojik açıdan, "Müslümanız" Eyvallah. Yeterli bilgi var, iddiamız ganî.
Ama Ontolojik olarak, yâni bizzat "vâroluş durumu" açısından, vakıâ ile alâkamız,
pek yok gibidir.
OLmuyoruz ve bizzat YAPmıyoruz.
Sadece söylüyor ve iddia ediyoruz.
YAPmayınca ve OLmayınca da, olmuyor hâliyle. ---Mış gibi'ye, devâm ediyoruz işte böyle.
Hani diyor ya;
"Müslümanım diyen
Bu kadar insan,
Allah için gerçek
Müslüman olsa,
Esir mi olurdu
Mescid-i Aksa ?"
***
Aşırı bireyselleşme, bencillik ve büyük şehirlerdeki aşırı kalabalıklar içinde "yalnız kalma" problemimiz,
gittikçe büyüyor.
1+0'a geçiş....!
Önce, müstakil bahçeli evlerden, Apartman hayatına geçildi.
Hâli vakti iyi olanlara, 3+1 daire de yetmedi, 4+1, 5+1 diye devam etti. Lüks rezidans katlarına kadar vardı işler. Âidâtı kirâ kadar olan, pahalı dairelere !
Lüks iç döşemeler, parlak ve pahalı eşyalar, ışıltılı avizeler,...... ile
geniş ve çok odalı daireler de, hıncahınç eşyalarla doldu. İçinde, insan'lara yer kalmadı !
İçi lüks eşyalarla dolu olan bu evlerde, değil rahat yaşamak, adım atmak bile zorlaştı. Ev ne kadar geniş ve çok odalı olursa olsun, misafir kabul etmek ve ağırlamak ortadan kalktı. Kimse kimseyi çekmiyordu artık.
Hatta, aynı ailedeki çocuklar bile, ana veya babasıyla ayrı odalarda, sanal dijital dünyalarda, kendi içine gömülmüş olarak, yalnız ve ayrı âlemlerde yaşamaya başladı.
İnsan bozuldu, vicâhî iletişim azaldı. Birbirine karşı gayet duyarsız, bencil, sevgisiz, saygısız, emeksiz, vefasız, tahammülsüz, metalik, ruhsuz, soğuk ve mesafeli durmaya başladı insanlar.
Sonra gelsin, Yalnızlık.
Toplumda, tek başına, yalnız yaşama oranları arttı. Bu durum sebebiyle, 1+1 veya 1+0 daireler talep görmeye başladı. Bir kişiye yetecek kadar, tek bir oda; az eşya ve az temizleme alanı demekti.
1+0 sebep değil, sonuçtur. Reel bir ihtiyaçtan doğmuştur. Artık, evlerin niçin dar olduğundan daha önce, "Yüreğimiz niye daraldı ?" diye sormamız lâzım.
Sanki ev geniş olsa, biz bu evi hakkıyla kullanabiliyoruz, geniş aile olarak şen ve mutlu yaşayabiliyoruz, sürekli misafirler ağırlayabiliyoruz da, işte "ev dar diye bunlar olamıyor" gibi bir durum değil ki bu. Kimse kimseye katlanamıyor artık ! Önce, biz insanlıktan, vefâdan ve fedâkârlıktan uzaklaştık. Sonra, evlerimiz de böyle "tavuk pinine" döndü.
1+0 günlerindeyiz !
Allah-cc sonumuzu hayretsin. Vesselâm.
Av.Kadir EROL
20 Mayıs 2026

