SEN DÖN BABA! BİZ DÖNMEYELİM
SEN DÖN BABA! BİZ DÖNMEYELİM
Bu modern hayatta yolda giderken çöplerin içinde bir şeyler arayan birisini görebilirseniz. “Niçin ve ne arıyor acaba?” diye merak etmeye de gerek yok. Zira herkesin ayrı bir hikayesi vardır.
Bendeniz bu günlerde sokaktaki çöp yerine zihinlerdeki çöpü karıştıranları görüyorum. Eski bir hikâyenin yeniden dillere ve gönüllere yara açması için uğraş verildiğine şahidiz. Konuyu bizim yaşımızda bulunan dostlarımız hatırlayacaktır.
1980'lerin ikinci yarısında bir furya başlamıştı. Demişlerdi ki; İslam fıkhı “kadınlara evde yemek yapma, çamaşır yıkama, ev işlerini görme, hatta annesi olduğu evladını emzirme gibi bir görev yüklememiştir. Bunu ancak eşinin ödeyeceği para karşılığı yapar. Onlar böyle bir görev için zorlanamaz…” Böylesi bir bombayı kimin getirdiğini, onu salonlarda Müslümanların gündemine kimin taşıdığını hatırlıyorum. Ancak amacım bu isimleri yazarak polemik oluşturmak değil.
Zira öncekilerin bilmediği(!) çok özel ve yeni bilgiler her zaman cazip gelir. Hele bunu bizden önce kimse görmemiş(!) veya dillendirememişse… “Onlar bilmiyordu veya sosyal baskıdan korkuyordu” gibi argümanlar epeyce iş gördü.
Zaman içinde bu söylenen cümlelerin ümmetin aile yapısına hizmet etmediğini, hayır yerine şer oluşturduğunu fark edip bazıları sustu. Bir kısmı da çıkıp açıkça “hata ettik, yanlış cümle kullandık” dediler. Allah cümlemizi affetsin.
Bu olayların üzerinden kırk yıla yakın zaman geçti. Biz onların kapandığını, tarihte kaldığını zannediyorduk. Meğer tarih tekerrür etme alışkanlığını terk etmemiş. O garip söylemler tekrar sahnedeymiş.
Geçen günlerde sosyal medya kanallarında başörtülü iki tane hanımefendinin iki ayrı videosuna rastladım. Hanımefendiler kendilerini İlahiyatçı olarak tanıtıyorlardı. Doğrudur. İzlediğim görüntülerin birisinde sanki video kamera karşısında sosyal medya için çekilmişti. Diğerinin çekim açılarına bakılırsa bir konferanstan alınmış kesite benziyor. Bu video uzun bir konferans ise başı ve sonunu bilmek de gerek. Ancak cümlelerin netliğine bakılırsa bu kesit de manayı ifade açısından yeterli.
İki farklı sima var ama ikisi de aynı şeyleri söylüyor. Birbiriyle tanışıyorlar mı bilmem. Ama kurgunun benzerliği, insanının “ipin ucu kimin elinde acaba?” diye muzipçe bir soruyu sormasına neden oluyor. Burası önemli bence…
İzleyince bundan kırk yıl önceki tartışmaları hatırladım. “Vay canına… Yeniden dirilmişler ha!” diye gülümsedim. Fazlaca da garipsedim ve üzüldüm. Çünkü bu ümmetim aile içinde huzura ihtiyacı var. Birisini kollamak için diğerinin sırtına binmek hiç de akıllıca değil.
Bendeniz muhabbet, sevgi, saygı veya şiddet, zorbalık gibi kavramların birisiyle ilişkilendirilmesini hiç sevmem. Çiçeği sevelim ama böceğe hayır mı diyelim. Sevgi kavramı; insan, hayvan, bitki hatta eşya için de geçerlidir. Şiddet; kadına veya hayvana olunca kötü ama falancaya olunca iyi değildir.
Farzı muhal ama İslam hukuku tam olarak öylece hükmetse bile bazı şeyleri hukuki kurallarla çözemezsiniz. Oranın bir örfü vardır. İslam hukuku örfü devre dışa bırakarak kural koymaz. Ailede huzuru sağlayacak olan hukuk kuralları değildir. Ahlaki kurallar daha önemlidir.
Ailenin huzura ihtiyacı var. Aile yaşamında her toplumun kendine özgü bir dizi dinamikleri vardır. Aile bununla ayakta durur. O özel dinamiklerle huzuru sağlarsınız. Elbette erkeklerin kadınlarını ezmesi ve onu köle gibi kullanması, sürekli emredici konumda olması uygun bir davranış değildir. Ancak bu yanlış davranışı vurgularken “kadınlar ev işlerini yapmak zorunda değildir. Ancak sevap kazanma niyetiyle yapabilir” diye onu evin bir köşesindeki vitrin biblosuna çevirirseniz ailede huzurun temeline dinamit koymuş olursunuz.
Bir iş yerinde iş veren az ücret öderse işçiler greve gider. İşçiler greve giderse o da lokavt hakkını kullanır. Yani hukukun her iki tarafa da verdiği bir dizi haklar olur. Siz kadınları evde yemek yapmaktan uzaklaştırırsanız erkeklerin de “ben sana bir yazlık bir kışlık elbise alırım. Ondan sonra sana karışmam” deme gibi bir hakları doğuverir. Bu da ancak karşılıklı cedelleşmeyi getirir. Asla orada bir huzur ortamının tesisi mümkün olmaz.
Akıllı bir insan söylediği cümlenin nereye gideceğini, toplumda nasıl bir yankı bulacağını düşünmelidir. Bir insan bazen “bunu ilk kez ben buldum ve söyledim” gibi uçarı bir mutluluğa kapılı verir. İnanın bunu sizden önce de çok söyleyen oldu. Yaşım müsait olunca aynı şeylerin sofraya konulduğunu, bazı mideleri fesat ettiğini, sonra da kaldırıldığını biliyorum.
Gidin kendinizi tatmin etmek için başka yollar bulun. Toplumu hele de aileyi ifsat etmeyecek daha kolay oyun ve eğlenceler bulmak mümkün. İlle de bunu yapacaksanız bunu ilahiyatçı kimliği ve İslam’a ve Müslümanlara faydalı girişimlerde bulunuyor(!) havasında yapmayın.
Lütfen!
Lütfen!

