ReklamReklam
Kayseri Times

TARIM DESTEKLERİNDE ÇİFTÇİ LEHİNE YENİ BİR ADIM

ReklamReklam

TARIM DESTEKLERİNDE ÇİFTÇİ LEHİNE YENİ BİR ADIM

“Desteklemelerde Münavebe Şartı Kalktı: Üreticinin Hareket Alanı Genişliyor”

Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü'nden gelen kısa bir duyuru, kuru arazide hububat eken milyonlarca çiftçiyi yakından ilgilendiriyor.2027 yılı Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) başvuruları kapsamında, kuru tarım arazilerinde buğday ve arpa, çavdar, uluslararası, tiritikale üretimi münavebe şartları kaldırılmıştır. Söz konusu uygulama 2027 yılının başlangıcından itibaren geçerli olacak.

Tarım politikalarının başarısı, yalnızca alınan kararların kapsamıyla değil, tarladaki karşılığının ne olduğuyla ölçülür. Bir düzenleme masa başında ne kadar kusursuz görünürse görünsün, çiftçinin üretim şartlarını, maliyetlerini, iklim risklerini ve geçim mücadelesini dikkate almıyorsa beklenen sonucu vermesi zordur. Bu nedenle tarımda doğru politika, sahayı tanıyan, üreticinin sesini duyan ve değişen şartlara göre kendisini yenileyebilen politikadır.

Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğünün, 2027 yılı Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) başvuruları kapsamında kuru tarım arazilerinde buğday, arpa, çavdar, yulaf ve tritikale üretiminde münavebe şartını kaldırmasına bu açıdan bakmak gerekiyor. İlk bakışta teknik bir mevzuat değişikliği gibi görünen bu karar, aslında devletin tarımsal destekleri sahadaki üretim gerçekleriyle uyumlu hâle getirme arayışının önemli bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Çünkü tarımda her kararın bir de tarladaki karşılığı vardır.

Çiftçinin önündeki seçenekler her zaman eşit değil

Münavebe, aynı tarlada farklı ürünlerin belirli bir sıra içinde yetiştirilmesidir. Bu uygulama, toprağın verimliliğinin korunması, hastalık ve zararlıların baskısının azaltılması, yabancı otlarla mücadelenin kolaylaştırılması ve üretim sisteminin sürdürülebilirliği bakımından önemli bir tarımsal yöntemdir.

Ancak tarım politikası oluştururken bilimsel bir yöntemin faydasını bilmek kadar, o yöntemin hangi şartlarda ve hangi üreticiye nasıl uygulanabileceğini de hesaba katmak gerekir.

Kuru tarım yapan çiftçiyi düşünelim. Yağışın yetersiz kaldığı, kuraklığın üretimi tehdit ettiği, ilkbahar geç donlarının ürün kaybına yol açabildiği bir bölgede üreticinin seçenekleri sınırsız değildir. Toprağın yapısı, yıllık yağış miktarı, arazinin eğimi, ürünün pazarlanabilirliği ve bölgedeki tarımsal alışkanlıklar, çiftçinin hangi ürünü ekeceğini doğrudan etkiler.

Buğday ve arpa, birçok kuru tarım bölgesinde yalnızca birer ürün değildir. Aynı zamanda ailenin yıllık gelirinin, işletmenin devamlılığının ve bir sonraki üretim sezonuna hazırlanabilmesinin güvencesidir. Üretici tohumu, gübreyi, mazotu ve diğer girdileri çoğu zaman borçlanarak temin eder. Hasat döneminde elde edeceği gelirle hem borcunu ödemeyi hem de ailesinin geçimini sağlamayı hesaplar.

Böyle bir tabloda çiftçinin karşısına, tarımsal gerekçelerle konulmuş olsa bile, üretim tercihlerini destek kaybı üzerinden sınırlandıran bir şart çıktığında mesele yalnızca münavebe olmaktan çıkar; ekonomik bir meseleye dönüşür.

Çünkü çiftçinin ihtiyacı, sadece ne ekeceğini bilmek değil, hangi ürünü hangi riskle ve hangi ekonomik sonuçla yetiştirebileceğini öngörebilmektir.

Devletin sahayı okuması neden önemli?

Yeni düzenlemenin dikkat çekici tarafı, kuru tarım arazilerinde belirli hububat ürünleri için münavebe şartının kaldırılmasıdır. Böylece üreticinin, bu ürünleri aynı arazide yetiştirmeye devam etmesi nedeniyle söz konusu münavebe şartına bağlı destek kısıtlamasıyla karşılaşmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.

Bu kararı, devletin destekleme politikalarını sahadaki ihtiyaçlara göre yeniden değerlendirmesi açısından okumak gerekir.

Zira tarım, her bölgeye aynı reçetenin uygulanabileceği bir faaliyet değildir. Konya Ovası'nın kuru tarım şartlarıyla Karadeniz'in yağış rejimi, sulanabilen bir ova ile kıraç bir yamaç, aynı ürünün yetiştirildiği iki farklı coğrafyada bile birbirinden ayrılır. Dolayısıyla üretim politikalarının da bu farklılıkları gözetmesi gerekir.

Devletin görevi, üreticiye yalnızca kurallar koymak değildir. Aynı zamanda üretimin devamlılığını sağlayacak, çiftçinin karar alma imkânını genişletecek ve kamu kaynaklarını tarımsal gerçeklerle daha uyumlu kullanacak mekanizmalar geliştirmektir.

Burada önemli olan, destekleme sisteminin değişen şartlara kapalı, katı bir yapı olarak kalmamasıdır. Sahadan gelen ihtiyaçlar değerlendiriliyor, uygulamaların üretici üzerindeki etkileri dikkate alınıyor ve gerekli görüldüğünde düzenlemeler yapılıyorsa tarım politikası yaşayan bir sisteme dönüşür.

Kuru tarımda münavebe şartının kaldırılması da bu çerçevede, üreticinin hareket alanını genişleten ve destekleme uygulamasını üretim şartlarına yaklaştıran bir iyileştirme olarak görülebilir.

Elbette bir düzenlemenin sahadaki ihtiyaca ne ölçüde cevap verdiği, uygulama sonuçlarıyla daha iyi anlaşılacaktır. Ancak üreticinin karşılaştığı güçlükleri dikkate alarak destek şartlarını yeniden değerlendirmek, doğru tarım politikalarının vazgeçilmez bir unsurudur.

Destekleme, çiftçinin hayatına dokunduğunda anlam kazanır

Tarım desteklerini yalnızca bütçeden ayrılan kaynak veya dekar başına ödenen tutar üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşımdır. Desteğin hangi üreticiye, hangi şartlarda, hangi üretim modelini sürdürmesi için verildiği de en az miktarı kadar önemlidir.

Bir destek programı düşünelim: Çiftçiye kaynak sağlıyor, fakat üreticinin bölgesel şartlarını yeterince dikkate almadığı için onun üretim tercihlerini gereksiz yere daraltıyor. Böyle bir durumda desteğin mali boyutu kadar uygulama biçiminin de gözden geçirilmesi gerekir.

Buna karşılık devlet, üreticinin gerçek ihtiyaçlarını dikkate alarak destek şartlarını güncelliyor, üretim kararlarını kolaylaştırıyor ve çiftçinin kendi arazisi için daha uygun tercihler yapmasına imkân tanıyorsa destekleme politikası daha işlevsel hâle gelir.

İşte burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor: Çiftçiye destek vermek başka, verilen desteği çiftçinin üretim şartlarına uygun hâle getirmek başkadır. Etkili tarım politikası, bu iki unsuru birlikte düşünmeyi gerektirir.

Kuru tarım arazilerinde münavebe şartının kaldırılması, üreticinin önündeki belirli bir idari kısıtlamayı azaltması bakımından bu anlayışla örtüşmektedir. Çiftçi, artık yalnızca destek şartına takılmamak için değil; toprağının durumuna, iklim beklentisine, maliyetlerine ve piyasa imkânlarına göre karar verme konusunda daha geniş bir hareket alanına sahip olacaktır.

Bu, üreticinin ekonomik bağımsızlığı bakımından da önemlidir. Çünkü üretici ne kadar doğru karar verebilirse işletmesinin geleceğini planlama imkânı da o kadar güçlenir.

Hububat stratejik bir üründür

Türkiye'de hububat üretimini yalnızca tarımsal üretim istatistikleri içinde değerlendiremeyiz. Buğday ve arpa, gıda güvenliğinin, hayvancılığın, kırsal ekonominin ve toplumsal refahın temel unsurları arasındadır.

Buğday, sofradaki ekmeğin hammaddesi olduğu kadar, ülkenin gıda tedarik zincirinin de temel halkalarından biridir. Arpa ise başta hayvancılık olmak üzere farklı üretim alanlarını doğrudan etkiler. Dolayısıyla bu ürünlerin üretiminde meydana gelen bir aksama, yalnızca çiftçinin gelirine değil, daha geniş bir ekonomik ve toplumsal alana yansır.

Kuraklık ve zirai don gibi risklerin üretim üzerinde ciddi baskı oluşturabildiği bir dönemde hububat üretiminin devamlılığını sağlamak daha da önem kazanıyor. Üreticinin bu ürünleri yetiştirmesini kolaylaştıran, gereksiz kısıtlamaları azaltan ve üretim kararlarını daha öngörülebilir hâle getiren düzenlemeler, gıda güvenliği hedefiyle birlikte düşünülmelidir.

Münavebe şartının kalkması, münavebenin önemini ortadan kaldırmaz

Kararın çiftçi lehine getirdiği kolaylığı vurgularken toprağın ihtiyaçlarını da gözden uzak tutmamak gerekir.

Münavebe, bürokratik bir yükümlülükten ibaret değildir. Aynı ürünü uzun yıllar boyunca aynı tarlada yetiştirmek; koşullara bağlı olarak toprak verimliliğini, hastalık ve zararlı baskısını, yabancı ot yönetimini ve üretim maliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Baklagillerin uygun sistemlerde üretime dâhil edilmesi, toprak sağlığı ve üretim çeşitliliği açısından önemli faydalar sağlayabilir.

Bu nedenle destek şartının kaldırılması, münavebenin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Değişen şey, belirli kuru tarım arazilerinde söz konusu hububat ürünleri için münavebenin destek şartı olarak aranmayacak olmasıdır. Tarımsal açıdan uygun ürün rotasyonunu sürdürmek ise çiftçinin ve teknik danışmanların değerlendirmelerine bağlı olarak önemini koruyacaktır.

Devletin idari bir şartı kaldırması mümkündür; fakat toprağın biyolojik ve fiziksel ihtiyaçlarını ortadan kaldırması mümkün değildir.

Bu noktada ziraat mühendislerine de görev düşüyor. Üreticilere yalnızca hangi ürünün daha çok kazandıracağını değil, hangi üretim sisteminin uzun vadede toprağı koruyacağını ve işletmenin sürdürülebilirliğini güçlendireceğini anlatmak gerekiyor. Çiftçinin kısa vadeli gelir ihtiyacıyla toprağın uzun vadeli sağlığı arasında denge kurmak, tarımsal danışmanlığın temel sorumluluklarından biridir.

Sonuç: Güçlü tarım, sahayı anlayan politikalarla kurulur

Kuru tarım arazilerinde belirli hububat ürünleri için münavebe şartının kaldırılması, çiftçinin üretim tercihlerini kolaylaştıran bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu kararın önemi yalnızca bir destek şartının değişmesinden ibaret değildir. Aynı zamanda tarım politikalarının üreticinin gerçek şartlarını dikkate alarak yenilenmesinin ne kadar önemli olduğunu da hatırlatmaktadır.

Elbette her düzenlemenin etkisi sahada izlenmeli, sonuçları değerlendirilmeli ve ihtiyaç duyulursa yeni iyileştirmeler yapılmalıdır. Destekleme politikalarının başarısı, çiftçinin üretim kapasitesini koruması, gelirini sürdürebilmesi, toprağın verimliliğini muhafaza etmesi ve ülkenin gıda güvenliğine katkı sunmasıyla ölçülmelidir.

Unutmayalım: Çiftçi yalnızca kendi geçimini sağlamak için üretmez. Ektiği tohumla ülkenin sofrasına, ekonomisine ve geleceğine de katkıda bulunur. Bu nedenle çiftçinin önündeki gereksiz engelleri azaltmak, onun üretim iradesini güçlendirmek ve kamu desteklerini sahadaki ihtiyaçlara göre geliştirmek, bütün toplumun yararınadır.

Devletin sahayı doğru okuması, çiftçinin yükünü hafifleten kararlar alması ve destekleme politikalarını üretimin gerçeklerine göre yenilemesi, güçlü tarımın temel şartlarından biridir. Çünkü tarımda başarı, yalnızca ne kadar destek verildiğiyle değil, verilen desteğin tarlada neyi mümkün kıldığıyla ölçülür.

Bu haberi paylaş

Habere Tepki Ver (0)

MAHMUT ALİ CENGİZ KÖROSMANOĞLU — Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorum Yaz

Whatsapp İhbar