ReklamReklam
Kayseri Times

KİŞİSEL TAKVADAN KAMUSAL SORUMLULUĞA: HARAMA MESAFEMİZ

KİŞİSEL TAKVADAN KAMUSAL SORUMLULUĞA: HARAMA MESAFEMİZ O, her daim yaratmakta olan ve yarattıklarının üzerinde şüphesiz otorite sahibi olandır. Kendisinden habersiz bir toz zerresi bile hareket edemez. Bildiğimiz ve bilmediğimiz evrenlerin...

ERDAL ERGENÇ16 Ağustos 202622:1845
ReklamReklam
KİŞİSEL TAKVADAN KAMUSAL SORUMLULUĞA: HARAMA MESAFEMİZ

KİŞİSEL TAKVADAN KAMUSAL SORUMLULUĞA: HARAMA MESAFEMİZ

O, her daim yaratmakta olan ve yarattıklarının üzerinde şüphesiz otorite sahibi olandır. Kendisinden habersiz bir toz zerresi bile hareket edemez. Bildiğimiz ve bilmediğimiz evrenlerin eksiksiz ve kusursuz yaratıcısıdır. Şanı yüce, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Bu yazımda sizlere “haram” kavramından ve bu kavrama olan mesafemizin hayatımıza etkilerinden bahsetmek istedim. Yazının bir vaaz veya nasihat niteliğinde olmasını da istemiyorum. Tespitlerim ve iddialarım elbette kendi iç dünyamda yaşadıklarımdan mülhemdir. Dolayısıyla okuyacaklarınızın içinde hayatınızdan kesitler görüyorsanız, belki de bazı şeyleri benzer biçimde düşünüyor ve yaşıyoruz demektir.

Literatürde haram, Rabbimiz ve O’nun Peygamberi önderimiz Hz. Muhammed (sav) tarafından yapılması kesin ve bağlayıcı bir dille yasaklanan tutum ve davranışları ifade eder. Bu yasaklar kişisel iradenin tercihine bırakılmamış, haram sayılan her tutum ve davranış Kur’an-ı Kerim’de açık bir ayet ya da sahih bir hadis ile yasaklanmıştır.

Bu emir ve yasakların maksadı; İslam dininin korumayı taahhüt ettiği “can, akıl, nesil, mal ve din” değerlerinin fıtrata en uygun haliyle yaşatılmasıdır. Dinimiz İslam’da haramlar, açık bir şekilde belirtilmiş olup, ancak zaruret halinde, kişinin hayatı ciddi bir tehlike altındaysa, tehlikeyi geçiştirecek ölçüde ve geçici olarak mübah hale gelebilir.

İslam dininin temeli olan aşağıdaki ilkeler:

-  Canın korunması: Öldürmek, intihar etmek, insan vücuduna zararlı maddeleri tüketmek, kasıtlı yaralamak gibi fiiller yasaklanmıştır.

-  Aklın korunması: Bireyin iradesini sakatlayan, sağlıklı düşünmeyi engelleyen alkol, uyuşturucu ve bağımlılık yapan her türlü maddeden uzak durmak gerekir. Aynı şekilde insan zihnini ve iradesini olumsuz etkileyen görsel ve işitsel materyallerden sakınmak gerekir.

-  Malın korunması: Toplumda iktisadi adaleti sağlamak ve birey hakkını korumak için hırsızlık, gasp, kumar, rüşvet, dolandırıcılık, faiz gibi haksız kazanç yolları terk edilmelidir.

-  Neslin korunması: Sağlıklı ve temiz nesillerin yetişebilmesi ve toplumun ahlaki yapısının korunabilmesi için, fuhuş, gayrimeşru ilişkiler, zina, çıplaklık ve teşhircilik gibi davranış ve tutumlar engellenmelidir.

-  Dinin korunması: Kişinin manevi bütünlüğünü, inançlarını korumayı amaçlar. İnancıyla alay etmek veya inancının emrettiği şekliyle yaşamasına engel olmak gibi hürriyeti tehdit eden eylemler yasaklanır.

            Böylece kişinin kendisinden başlayarak toplumun her kademesinde ve kamu düzeyinde huzur ve güvenliğin sağlanması hedeflenir.

Bu ilkelerin hedefi, fayda sağlamaktan önce olası zararın önüne geçmektir. İnsan bu emir ve yasaklara uyarak Rabbine yaklaştığını gösterir. Nefsini terbiye ederek özdenetim yetisini güçlendirir. O’na olan bağlılığını ifade eder ve davranışlarıyla bu inancını teyit ettiğini gösterir.

Peki Müslümanlar olarak bizler “harama” olan mesafemizi nasıl ayarlayacağız? Gayrimeşru alanlara, ahlaki sınırların ihlal edildiği ve haramların işlendiği ortamlara karşı zihinsel, kalbi ve fiili mesafeyi nasıl koruyacağız?

Elbette kişinin sadece haramları işlememesi ile değil; harama giden yollardan ve onu çağrıştıran her türlü ortamdan uzak durarak.

Nefsimizin meyletmesine, aklımızın örtülmesine, kalbimizin hislerinin körelmesine sebep olacak “şey”leri görmeyecek, duymayacak ve hissetmeyecek kadar uzak duracağız. Öyle ki arzumuz, şehvetimiz, iştahımız o şeyleri hatırlamasın. Bu mesafenin genişliği kişinin “takvasının/verasının” göstergesidir. Nitekim haram veya günah olma ihtimali olan şüpheli tutum, davranış ve şeylerden hassasiyetle kaçınmak bu mesafeyi mümkün olduğunca geniş tutmaktır.

Siz de bilirsiniz ki insan, zaafları olan ve sınırlı bir varlıktır. Bu nedenle insan haddini bilmeli ve iradesinin sınırlarının farkında olmalıdır. Yersiz bir özgüvene kapılmak yerine, kendisini şüpheli, tehlikeli ve harama sevk edebilecek her şeyden uzak durmalıdır.

Kişinin kendi iç dünyasında yapması gerekenler kısaca bunlardır. Ancak mesele yalnızca bireysel sorumluluklarla sınırlı değildir. İçinde yaşadığımız sosyal hayatta, kamu ve sivil toplum kurumları yöneticilerinin de önlem alması gereken uygulamalar, faaliyetler ve sosyal etkinlikler olduğunu düşünüyorum. Özellikle yaşadığımız çağ, insanın fıtratını ahlaki yozlaşma, cinsiyetsizleştirme, aile kurumunun itibarsızlaştırılması, teşhircilik gibi saldırılarla çürütmeyi planlamaktadır. Şehveti aklın önüne geçirerek insana “düşünme” yetisini unutmayı dikte etmektedir.

Burada sayabileceğim birçok nedenden dolayı, her seviyedeki İslami hassasiyeti yüksek idarecilerimizin, kötülüğün bulaşıcı bir hastalık gibi insanlar arasında yayıldığı çağımızda, toplumun bu haramlara maruz bırakılmasına seyirci kalmamaları gerekliliğini savunuyorum. Hepimiz biliyoruz ki kalplerimizin temizliğinden, söylemlerimizden ve iddialarımızdan çok yapıp ettiklerimiz samimiyetimizi gösterir.

İletişimin ve sosyal ağların artık sınır tanımadığı çağımızda, söylemlerimiz ve yaptıklarımız arasındaki tenakuz çok daha görünür hale geliyor.

Son zamanlarda özelde Kayseri’mizde, genelde ülkemizde ve gönül coğrafyamızda toplumsal ve kültürel birlik ve beraberliği umarak yapılan fuar, konser, etkinlik ve toplantıların maalesef bu amaca her zaman  hizmet etmediğini üzülerek görmekteyiz. Aksine bu etkinliklerin her ne kadar şimdilik eğlenceli görünse de uzun vadede “haramı” normalleştirdiğini, toplumun ahlaki yapısını yavaş yavaş yozlaştırarak nihayetinde çürümeye zemin hazırladığını ifade etmek istiyorum.

İslam’ın inanç, dil ve ırk ayırmaksızın vadettiği huzur ve mutluluğun toplumda karşılık bulması için çaba göstermemiz gerekir. Buna rağmen yöneticilerimizin harama, günaha dolayısıyla ahlaksızlığa yol açacak etkinlik, mekân veya organizasyonların törenlerle hizmete açılmasına önayak olmasını hayretler içinde izliyorum. Bunun büyük bir yanlış olduğunu hatırlatmak istiyorum. Nitekim hiçbir Müslüman, Allah (cc) katında toplumsal yozlaşmaya sebep olacak işlere ortak olmak istemez. Değil mi?

Kendinizi bu anlattıklarımın neresinde gördünüz bilmiyorum. Ama gelin aklıselimle yaptıklarımızı ve olası sonuçlarını bir daha düşünelim. Evimizde çocuklarımızı, sivil toplum kuruluşlarımızda gönüldaşlarımızı, ilimizde hemşehrilerimizi, ülkemizde vatandaşlarımızı ve gönül coğrafyasında bize gönül köprüleriyle umutlarını bağlayan insanları nelere maruz bıraktığımızı yeniden düşünelim. Yaptıklarımızın ve sebep olabileceği sonuçların muhasebesini bir kez daha yapalım.

Aklıselim ve kalbiselim bir muhasebeyle, çok geç olmadan yaptıklarımızı Kur’an ve sahih Sünnet çerçevesinde yeniden değerlendirelim; gerektiğinde davranışlarımızı düzeltmekten çekinmeyelim.

Haydi! Hep birlikte kötülüğü çoğaltmak yerine iyiliği öne çıkaralım.

Unutmayalım ki: “Karanlık, aydınlığın yokluğundandır.”

Kalın sağlıcakla.

Erdal ERGENÇ

KAYSERİ

3 Rebiülevvel 1448

Bu haberi paylaş

Habere Tepki Ver (0)

Yorumlar

Yorum Yaz

Whatsapp İhbarKİŞİSEL TAKVADAN KAMUSAL SORUMLULUĞA: HARAMA MESAFEMİZ - Kayseri Times