SEN SEVİYORSUN DİYE
Bir seher yeli, bir gül esintisi, bir nübüvvet risalesi, şefkatle okşanan bir yetim saçı, batıldan uzak çocukluk ve gençlik, islamla harman olmuş bir hayat. Herşeye rağmen yüzden eksik olmayan bir tebessü...


Bir seher yeli, bir gül esintisi, bir nübüvvet risalesi, şefkatle okşanan bir yetim saçı, batıldan uzak çocukluk ve gençlik, islamla harman olmuş bir hayat. Herşeye rağmen yüzden eksik olmayan bir tebessüm. Bir lakap düşünün ki El-emin… Cahiliye toplumunda en çok güvenilen, adaletinden şüphe duyulmayan…
Mekke'de doğan ikinci güneş, Amine'nin yetimi ama herkesin gözbebeği. Cebrail'in sırdaşı, Ebubekir'in yoldaşı, Fatıma'nın babası. Güllerin ve tüm cihanın efendisi. Ömer'in tek yumuşak yanı, Ali'nin ilim kaynağı. Künyesi:Ebu Kâsım
Bir hasret var ya Rasulallah;bitmek bilmeyen, gitgide artan, çaresi bulunmayan. Ümmeti yetim bırakıp gitmiştin ya hani. Bilal ezan okuyamadı, ayıldıkça bayıldı. Ömer kılıcına davrandı. Ebubekir içi kan ağlarken insanları teskin ediyordu ya. Bizde de öyle bir hasret var sana karşı. Hasret mi acı mı bilemiyorum. Yıllar sonra gelecekler, kardeşlerim diye bahsetmiştin ya bizden. Kardeşlerin, kardeşlerine seni anlatıyor ya Rasulallah. Görmedikleri halde seni tanıtıyorlar. Senin için gül kokuyor demişti sahabeler ve güller sen gidince kokularını bile unutmuşlardı. Biz gül kokusu nasıldır bilmiyoruz ki, biz hiç gül görmedik ki. Sahi seni gördükten sonra gözler görür müydü başka gülleri?
Veysel vardı, Veysel Karani. Seni görmek için Yemen'den gelmişti. Biz de geliyoruz ya Rasulallah, içimizdeki sevgi durdurmuyor bizi. Çıkıp çıkıp sana geliyoruz. Selman'ı Fars’tan, Ebu Zer'i Gıffar’dan yola düşüren sevda bizi de dünyanın dört bir yanından sana doğru sürüklüyor. Bize deli diyorlar, bilmiyorlar ki seni sevmek ne demek. Bilmiyorlar ki bazı hasretler vuslatla başlar. 63 yıl boyunca sahabeler sana doymamış, kainat sana doymamış. Hira sana doymamış ya Rasulallah.Dağ, taş Muhammed diye inlerken biz nasıl doyalım. Hutbe okurken kütükten inip minbere çıkınca hurma kütügü ağlamıştı ya, biz de senden ayrılırken ağlıyoruz. Ama bizi bağrına basıp gözyaşlarımızı dindiren kimse yok. Bizi de cennette kucaklasan. Sahabeler sormuştu sana, dünyada senin yanındayız, istediğimiz zaman seni görebiliyoruz. Cennet çok büyük seni nasıl göreceğiz ? Demişlerdi. Sen de iki parmağınla işaret ederek, kişi sevdiğiyle beraberdir demiştin. O iki parmaktan biri seni işaret ederken biri de bizi temsil etse. Ne büyük şereftir ki seninle beraber olmak. Ama kalbimiz dayanır mı bilmem. Aklımız sağlığına mı kavuşur yoksa bizi terk mi eder ondan da emin değilim.
Biz sen seviyorsun diye renklerden yeşili sevdik. Günlerden pazartesi, aylardan Şaban'ı sevdik. İsimlerden Hatice'yi, Fatıma'yı, Zeynep'i. Meyvelerden hurmayı, zemzemi sevdik. Bitkilerden Gül'ü, Mekke'yi Medine'yi sevdik biz senin sevdiklerini sevdik, seni sevenleri de… Seni sevenler başka şehirlerden gelirdi, biz ise asırlar sonrasından geliyoruz. Ve hep seni düşlüyoruz. Hz. Aişe “Yusuf'u görenler ellerini kesti, seni görselerdi kalplerini keserlerdi” demişti. Bizim kalbimiz seni görme umuduyla diri kalıyor. Senin ismini duymak bize dünyada cenneti yaşatıyor.
Sahabeler annem babam sana feda olsun derlerdi. Biz de seni görebilmek bir kere de olsa sesini duyabilmek için dünyalık neyimiz varsa feda etmeye hazırız. Kevser ırmagından bahsetmiştin bir de. Ben ve kardeşlerim elinden su içebilmek için namaz vakitlerinin nöbetini tutuyoruz. Hayatımızda hiç su içmemiş gibi o günü bekliyoruz. Bizler dünyada seni görmedik, geçtigin yollarda, Bedir'de Uhud'da Sevr'de ayak izlerini arıyoruz. Ve dualarımıza hep seni
katıyoruz. Seni rüyalarımıza davet ediyoruz. Seni ramazanı bekler gibi bekliyoruz. Seni vahyi bekler gibi bekliyoruz.Miraçtan gelir gibi gel,Mekke'yi fethe gelir gibi gel. Gel ki baharımız buruk olmasın .Gel ne olur boynumuzu bükük, kalplerimizi yaralı, hayallerimizi eksik bırakma.

